Peron 9 3/4 Forum Index
Peron 9 3/4

 
Peron 9 3/4 Forum IndexFAQSearchRegisterLog in

:: Sorgu... ::

 
Post new topic   Reply to topic    Peron 9 3/4 Forum Index -> Diğer Büyücü Yaşam Alanları -> Oslo
Previous topic :: Next topic  
Author Message
Elisabeth R. Blackburn
Seherbaz
Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 169
RP Yaşı: 30
Sihirsel Soy: Melez
Lakap: Ell, Rox

PostPosted: Mon 28 Nov - 23:50 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

Bacağına sarılan halat bir anda yok olduğunda başını kaldırıp adamın olduğu yere baktı. Kurtis, ölümyiyen kimliğine geri bürünmüş bir şekilde sırtında iki Autrectrus ile birlikte Ell’e doğru yaklaşıyordu. Üçüncü adama ne olduğunu yanan ateşi duyduğunda sormaktan vazgeçti.

Kurtis’le garip bir bara cisimlendiler. Karanlık ve boğucuydu; insanların yüzünü seçmekte zorlanıyordu, ancak bu şekildeyken bile kimse onlara dikkat etmiyordu ki bu bir süre gözden uzak olmaları için iyi bir fırsat yaratıyordu.

Geniş bir yatağın olduğu bir odaya geçtiler. Elisabeth yatağa uzanırken acıdan bağırmamak için kendini zor tutuyordu, o düşüş hiç iyi gelmemişti. Belki de iyileşmeye başlamış kemikleri tekrar kırılmıştı. Sol kolu kan içindeydi, ana damarlarından biri kesilmiş olmalıydı.

Gözleri yerde yatan kırmızı pelerinlilere büyü yollamakla meşgul olan Kurtis’e kaydı. Neden gelip kurtarmıştı ki? O an aklında yine yapacakları olası kavgayı düşündü. Elisabeth’e rahatsız edici birkaç şey daha söylemek için kadının peşinden çıkmış olamazdı değil mi? Kurtis yanına geldiğinde yüzünü diğer tarafa çevirdi. Adamın az önceki sözleri kulaklarında çınlıyordu. Unutabileceğinden çok daha ağırdılar çünkü. Kurtis evinden gitmesini istediğini açıkça söylemişti. Buna rağmen kadına neden bu iyiliği yapıyordu, Elisabeth gerçekten anlam veremiyordu. Ona minnettar mıydı? O olmasa muhtemelen ya kaçırılmış işkence görüyor ya da çoktan ölmüş olurdu.

Aklı yeterince karışmıştı ve vücudu fazlasıyla acı veriyordu. Bu yüzden konuşmaya çalışmadı. Söyleyecekleri durumu daha kötü yapmaktan başka işe yaramayacaktı. 
_________________
Back to top
Publicité






PostPosted: Mon 28 Nov - 23:50 (2011)    Post subject: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Back to top
Kurtis Jay Thornell
Baş Seherbaz
Baş Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 166
RP Yaşı: 33

PostPosted: Wed 30 Nov - 19:17 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

Kadının o geldiğinde kafasını öteki tarafa çevirmesine rağmen bunu görmezden gelerek pelerinin cebinden birkaç şişe çıkardı. Yerde sürüklendiği için Leigh'nin uğraştığı ve iyileşme yolunda büyük yol kat edebilecek olan yaralar tekrar açılmıştı. Ayrıca soğuk yüzünden çok daha kötü bir duruma gelmişlerdi. Parmaklarını birleştirip kollarını öne uzatmak suretiyle gerindi ve asasını eline aldı. Yapabileceğinin en iyisini yapacaktı, en azından uğraşacaktı. Şu ankinden daha kötü hale getiremezdi, öyle umuyordu. Kadının üzerindeki kazağı asasıyla keserek çıkardı. Korkunç bir görüntüydü, tüm göğsü kana bulanmıştı. Şişelerden birinin kapağını açtı. Çürük yumurta ve çamaşır suyu karışımı keskin bir kokusu vardı. Burnundan nefes almamaya çalışarak İksirden birkaç damlayı kadının yaralarının üzerine damlattı. Gözle görülür bir iyileşme başladığında yavaşça elleriyle kaburgalarını kontrol etmeye başladı. Kırık yok gibiydi. Yine de iç kanaması olasılığına karşı daha önce yaptığının aynısını yaparak kadının morarmış olan ayak bileğini kontrol etti. Kırık olmasa da ciddi bir incinme vardı. Kendi haline bıraksa iyileşebilirdi ama süreci hızlandırmak Elisabeth'in daha çok işine yarardı. Onun için de kadının yüzünü kendine çevirerek zorla ağzını açtırdı ve bir başka iksir içirdi. Şu an Elisabeth'le konuşmak için uygun zaman değildi. Konuşsa bile ne diyeceğini bilmiyordu zaten. 


Baygın haldeki adamlardan ilk başta kendi indirdiğini ayılttı. Öfkesini bu şekilde boşaltırsa daha rahat konuşabilirdi belki. Adam gözlerini açtığında önce hareket etmeye çalıştı. Ama Leigh ikisini de bağlamıştı, bu adamların neler yapabildiğini bilmiyordu bu yüzden tedbirli davranmalıydı.


"Kimsiniz siz?" Sert bir ses tonuyla konuşarak adama bir tekme savurdu. Hemen cevap alacağını sanmıyordu bu yüzden asasını adamın yüzünde dolaştırarak kesikler açmaya başladı. "O güzel yüzünü zaten maske arkasına saklıyorsun, çok ihtiyacın varmış gibi durmuyor." Adam  ses çıkarmamak için dişlerini sıkarken Leigh sol yanağına güzel bir kurukafa çizmişti. "Biliyor musun, sana bu çok yakıştı. Hatta vücudunun başka yerlerine de yapmalıyım, hatta biraz ateş fena olmazdı." Asasının ucundan küçük bir alev parçası çıkararak önündeki sehpada duran çatalı alıp o alevde kızdırmaya başladı. Böyle şeyleri son bir aydır sürekli yaptığı için artık alışkanlık kazanmıştı. Ancak adamın hala dilini ağzının içindeki o oyukta tutmakta kararlı olduğunu görmek canını sıkıyordu artık. Çatalı adamın koluna fırlatarak -saplanması acı verici olmuş olmalıydı- asasındaki küçük alevi söndürdü. Daha etkili, daha acı verici bir şeye geçmesinin zamanı gelmişti.


"Parmaklarını seviyor musun altın maskeli? Onlardan ayrılmak istemezsin değil mi?" Bir anda asasını hızla hareket ettirerek adamın işaret parmağını kesip yere attı. Parmağının boşalan yerinden kan akıyordu ancak onu öldürecek kadar değildi. "Daha dokuz tane var, en çok hangisini seviyorsun? Belki orta parmak ha?" Fazla ara bırakmadan adamın orta parmağını da kopardı. Ciddi olduğunu, konuşmazsa daha neler yapabileceğini göstermek istiyordu.
_________________
Back to top
Elisabeth R. Blackburn
Seherbaz
Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 169
RP Yaşı: 30
Sihirsel Soy: Melez
Lakap: Ell, Rox

PostPosted: Wed 30 Nov - 20:50 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

Kurtis kazağını çıkardığında gördüğü kan içerisindeki göğsü nutkunun tutulmasına neden olmuştu. Yaraların açıldığını fark etmemişti bile. Tek hissettiği şey soğuktu. Kurtis yaralarla ilgilenirken neler olduğuyla ilgili düşünmeye çalıştı. Autrectrus’un olduğu yeri bulmasına şaşırmamalıydı, Kurtis’in evine nasıl geldiğini bile hatırlayamıyordu; tabii ki arkasında pek çok iz bırakmış olmalıydı. Emma ve Alex’i düşündü, Hogwarts’taki kitabı bulabilmişler miydi? Eğer onlara bir şey olsaydı mutlaka duyardı, değil mi?

O sırada Kurtis çenesinden tutarak yüzünü kendine çevirdiğinde kaşları havaya kalktı, ancak o garip kıvamlı iksir boğazından aşağıya indiğinde tam bir aptal olduğuna karar verdi. Ne beklemişti ki? Adamın tüm söyledikleri için özür dilemesini mi? Bu tür şeylere hala heyecanlandığı için gerçekten aptal olmalıydı.

Kurtis yakaladığı Autrectrusların yanına gittiğinde bir süre gözlerini kapadı, yaraları kapanmaya başlasa da son bir gün içinde kaybettiği onca kan halsiz hissetmesine neden oluyordu. Tam uykuya dalmaya başlamıştı ki duyduğu inleme sesiyle yerinde zıpladı. Autrectruslardan birinin parmakları yerde duruyordu; Kurtis adamın karşısına geçmiş diğerlerini de koparmakla tehdit ediyordu. Bir an onu durdurmak istedi ancak kendisine engel oldu. O an neyin yanlış neyin doğru olduğuna karar veremiyordu. Daha az önce bu adamlardan canını kurtarmaya çalışıyordu, eğer yakalansaydı onlar acır mıydı?

Hayır, bu şekilde düşünmek hastalıklıydı. Onlardan bir farkı kalmıyordu insanın. Kurtis’e baktı, rahatsız olmuyordu tam tersine oldukça rahattı. Alışkın görünüyordu. Elisabeth kendini zorlayarak yataktan doğruldu ve ayağa kalktı. “Autrectrus, adları bu.” O sırada adam gözleri büyümüş bir şekilde kadına döndü, ağzını açtı fakat tek bir ‘a’ sesinden sonra vücudu kasılarak titremeye başladı. Adam daha fazla dayanamayıp çığlık atarken Ell bunun ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kesinlikle Kurtis yapmamıştı, bundan emindi.

Adamın vücudu gevşediğinde Kurtis bir parmak daha kesti, artık bastırılamayan çığlıklar odayı inletirken Elisabeth başını yere eğdi. Tekrar konuşmayı deneyen adam bir kez daha nereden geldiği belli olmayan bir krize girdi, ardından Kurtis ritüeline devam etti. “Kes şunu!” diye bağırdı daha fazla dayanamayarak Elisabeth. “Göremiyor musun, Kurtis? Konuşamıyor, üzerinde büyü var!”   
_________________
Back to top
Kurtis Jay Thornell
Baş Seherbaz
Baş Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 166
RP Yaşı: 33

PostPosted: Thu 1 Dec - 18:11 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

 “Autrectrus, adları bu.” Leigh adamla uğraşmayı bırakıp Elisabeth'e döndü. Madem bunu biliyordu niye başından beri söylememişti ki? Böylece Leigh de kime karşı savaştığını bilirdi, her ne kadar Autrectrus ona pek bir anlam ifade etmese de. Ancak daha o adama dönüp daha ayrıntılı bilgi almaya çalışmaya başlamadan adam kendi kendine kıvranmaya başlamıştı. Başkaları tarafından izlendiği kuşkusuna kapılan Leigh dikkatlice girdiği yere baktı ama kimse yoktu. Yani büyüyü birisi yapmamıştı. Adam daha önceden programlanmış gibi bir büyünün etkisi altındaydı. Yine de bu biraz daha zorlarsa bilgi veremeyeceği anlamına gelmiyordu. Aldırmadan bir parmağını daha kopardı adamın. Çektiği acı üzerindeki büyüye galip gelebilirdi belki.  “Kes şunu! Göremiyor musun, Kurtis? Konuşamıyor, üzerinde büyü var!” Hoşlanmadığı birçok şeyden biri de önemli bir şey yaptığı sırada işine karışılmasıydı Leigh'nin. Tekrar kadına döndü. Gözlerinde öfke ve nefret bir aradaydı.


"Hoşuna gitmediyse izlemek zorunda değilsin Elisabeth. Üzerinde büyü olduğunun ben de farkındayım, o zaman öbürünü deneyelim bir de ne dersin?" Kadına tepki verme fırsatı bile vermeden üç parmağı yerde çeşitli yerlere yuvarlanmış adamı avada kedavrayla öldürdü, diğerine yöneldi. Bir anlık öfkeyle adamı öldürmesi iyi olmamıştı, ikisini birden kullanmayı planlıyordu başta. Ama Elisabeth tüm planlarını berbat etmişti. Ama sonuçta onun sorunuydu. Leigh hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı ve eğer istemiyorsa Leigh burada bırakıyordu.


"Ne diye uğraşıyorum ki? Al, senin olsun." Adamla Elisabeth'in arasından çekilerek köşeye gidip oturdu. Kendisinin nasıl halledeceğini gerçekten merak ediyordu.
_________________
Back to top
Elisabeth R. Blackburn
Seherbaz
Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 169
RP Yaşı: 30
Sihirsel Soy: Melez
Lakap: Ell, Rox

PostPosted: Thu 1 Dec - 19:14 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

"Hoşuna gitmediyse izlemek zorunda değilsin Elisabeth. Üzerinde büyü olduğunun ben de farkındayım, o zaman öbürünü deneyelim bir de ne dersin?"  Elisabeth sinirlenmemeye çalışıyordu, Kurtis’in işkencenin bir işe yaramadığını nasıl göremediğine anlam veremiyordu. Eğer adam bir şeyler söyleyebilseydi zaten ilk parmaktan sonra bilmedikleri pek de bir şey kalmazdı.

İlk kurbanına Avada Kedavra yaptıktan sonra diğerine geçti Kurtis. Fakat bir şey yapmadan tekrar kadına döndü, gergin görünüyordu. "Ne diye uğraşıyorum ki? Al, senin olsun." Elisabeth dişlerini sıktı ve Kurtis’e bakmadan Autrectrus’un yanına yürüdü. Adam uyanmış, ölü olan yoldaşına bakıyordu.

Elisabeth maskesini çıkardı ve yaralarına dikkat ederek adamın karşısındaki sandalyeye oturdu. Gençti, en fazla yirmi dört yaşında gibi görünüyordu. Ondan ne öğrenebileceği hakkında pek bir fikri yoktu. Autrectrus hakkında bir takım şeyleri biliyordu ve bu çocuktan karargahlarının yerini öğrenemediği sürece eline pek de bir şey geçirmiş sayılmayacaktı.

Sandalyede öne doğru eğildi ve çocuğa iyice yaklaştı. O sırada elini cebine sokup kanlı madalyonu çıkardı ve çocukla arasına soktu. “Bunun ne olduğunu biliyorsun değil mi?” Çocuk sırıttı, kadını yaraları nedeniyle küçümsüyor gibi görünüyordu.

“Sence sana söyler miydim?” Elisabeth çocuğun sırıtmasına karşılık verdi, aksanı oldukça tuhaftı. Çocuğun İngiliz olduğu açıktı ancak bir Londralı gibi konuşmuyordu; daha çok kuzey lehçesini andırıyordu. “Hayır, en azından seni konuşturabildim.” Bir an dönüp Kurtis’e baktı. “Söylesene nerelisin? Durham? Yorkshire? Ah! Demek Yorkshire.”

Madalyonu cebine geri koyarken çocuğun sinirlenmiş ifadesi karşısında biraz da olsa tatmin oldu, bu doğru yolda olduğunu gösteriyordu. “Autrectrus’un karargahı da orada mı peki?” Sesinde büyük alaycı bir tını vardı, çocuğun gerçekten cevap vereceğini sanmıyordu ki bir anda çocuk ağzını açtı ve vücudu kasılarak iki büklüm oldu. Elisabeth bu durumun geçmesi için birkaç saniye bekledi, çocuk en sonunda durulduğunda kolundan tutarak doğrulttu onu. “Ölümün çok yakında Blackburn.”

Kendi ismini duymak, her ne kadar bildiklerini tahmin ettiyse de şaşırtıcıydı. Çocuğa iyice yaklaştı, kaşlarını çattı. “Seninkini benimkinden önce bir tarihe almış olmalılar. Biliyorsun, buradan çıksan bile başarısızlığın ölümüne neden olacak. Yaşamana izin vermeyecekler.” Sesi sertleşmiş ve ciddileşmişti. “Daha çok gençsin. Eğer işbirliği yaparsan seni saklamanın bir yolunu bulurum. Her şey bittiğinde ise özgür olursun.”

Çocuğun gözleri bir anda kararmıştı sanki, tabii ya ihanet etmektense ölmeyi tercih edenlerdendi. “Cehenneme kadar yolun var!” Elisabeth geriledi; daha fazla yapabileceği bir şey yoktu. Aradığı bilgi bu çocuktan gelmeyecekti. Hafızasını silip bıraksa yine de öldürülecekti ve bu yavaş ve acılı olacaktı, emindi. Asasını çıkardı ve çocuğun boynuna doğrulttu. Bunu yaptığı için kendinden nefret edeceğini biliyordu, yine de çocuk için en iyisi buydu. “Öyleyse orada görüşürüz.” Çocuğun ensesinden hafif bir kemik sesi geldi, başı aynı anda önüne düştü.

Tuttuğu nefesini bıraktı, ellerini yüzüne kapadı. O sırada Kurtis’in hakkında ne kadar zayıf olduğu konusunda düşüncelerini güçlendirdiğini biliyordu. Haklı da olabilirdi,  belki fazla güçsüzdü. Oturduğu sandalyeden yavaşça kalktı ve Kurtis’e bakmadan masaya ilerledi. Cebindeki madalyonu, müzedeki yazıyı not aldığı kağıdı, Oslo haritasını ve Runik yazı çevirisi için almış olduğu kitabı çıkarıp masaya bıraktı. Ardından pelerinini çıkarıp odanın bir kenarına fırlattı.
_________________
Back to top
Kurtis Jay Thornell
Baş Seherbaz
Baş Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 166
RP Yaşı: 33

PostPosted: Thu 1 Dec - 22:03 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

Elisabeth ikinci adamı da öldürdüğünde ki işe yarar pek bir bilgi elde edememişlerdi hayal kırıklığı ve alayla karışık bir gülümsemeyle kadına baktı Leigh. Elisabeth gibi yetenekli de olsa bir kadına neden sorgu yaptırılmaması gerektiğini gösteriyordu bu davranışı. Ama artık Leigh'nin yapabileceği bir şey kalmamıştı. Ömrünün sonuna kadar Elisabeth'in arkasını kollayarak yaşayamazdı. Onun da kendisini daha fazla ortalıkta görmek istediğini sanmıyordu. Bakışları da -sadece bir kere bakmaya tenezzül etmişti- aynı şeyi söylüyordu. "Bundan sonraki planını sormayacağım Elisabeth, cehenneme gitmeye pek meraklı gibisin zaten. Ama o yolda onlar seni yakalamadan birkaç tanesini esir edebilirsen öldürmemeye çalış, belki bilgi verirler." Yerinden kalkarak önce kendi öldürdüğü adamın yanına geldi, yerden kopuk parmakları alarak adamın pelerinin cebine sıkıştırdı. Elinden akan kan koltuğu boyamıştı. Onu temizlemek fazla zaman almazdı. Önce bu cesetlerden kurtulmaları gerekiyordu. Odanın içine göz gezdirdi. Kapının yanında bir şömine vardı ancak cesetleri orada yakmak fazla uğraş gerektirirdi. Önce sığmaları için parçalara ayırmaları lazımdı. En iyisi okyanus kenarına cisimlenip onları derin sulara bırakmaktı. 


İki adamı kucakladığı gibi Kuzey Denizi'ne cisimlendi. Cesetlerin mugglelar tarafından bulunmasını istemiyordu, bu gereğinden fazla karışıklık çıkarırdı. İkisini birbirine bağlayıp onları da bir kayanın üzerine sabitledi ve hepsini birden denize bıraktı. Uzun süre su yüzüne çıkmazlardı artık. Şimdi geri dönme vaktiydi ne kadar istemese de. Dönüp bıraktığı pisliği temizlemeliydi, sonrasında da güzel bir dinlenmeyi hak etmişti artık. 


O pis odaya girerken Elisabeth'in hala orada olup olmayacağını bilmiyordu. Olmamasını tercih ediyordu, onu görmezse her şey daha kolay olacaktı. Öte yandan bir yanı, küçük bir yanı, tamam kabul etmek gerekirse o kadar da küçük olmayan yanı, onu özlüyordu. 
_________________
Back to top
Elisabeth R. Blackburn
Seherbaz
Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 169
RP Yaşı: 30
Sihirsel Soy: Melez
Lakap: Ell, Rox

PostPosted: Thu 1 Dec - 23:20 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

"Bundan sonraki planını sormayacağım Elisabeth, cehenneme gitmeye pek meraklı gibisin zaten. Ama o yolda onlar seni yakalamadan birkaç tanesini esir edebilirsen öldürmemeye çalış, belki bilgi verirler." Elisabeth cevap vermedi, söyleyeceği herhangi bir şey tekrar kavga etmeye başlamalarına neden olacaktı. İçlerindeki bu kızgınlık geçmeden kolayca konuşamayacaklardı ki bu da yolları ayrılmadan önce olabilecek gibi görünmüyordu zaten.

Kurtis cesetlerle odayı terk ettiğinde odanın o köşesine baktı, yerde kurumuş kanları temizledi asasının tek bir hareketiyle. Öldürdüğü genç çocuğu hatırlamamaya çalışarak masaya gitti tekrar, müzedeki yazıların olduğu kağıdı aldı ve kitabın sayfalarını çevirip harfleri çevirmeye çalıştı. Fakat aklı önündeki yazı dışında her yerdeydi sanki.

Daha fazla uğraşamayacağını anlayarak masadan kalktı, şömineyi yakıp önündeki koltuğa uzandı. Biraz dinlenmek kafasını tekrar toparlamasına yeterdi. Gittikçe büyüyen alevleri izlemeye başladı. Şömineden yayılan turuncu ışık odanın bordo renkli duvar kağıdında kayboluyordu. Bu bara göre oldukça rahat bir oda, diye düşündü Elisabeth. Büyük bir yatak, koltuk, şömine… Şu taraftaki kapı ise banyo olmalıydı. Belki iyileşene kadar kalabilirdi burada, kimsenin buraya geldiğinden haberi yoktu ne de olsa. Autrectrus’un takip edebildiğini sanmıyordu…

Acaba geri gelecek miydi? Kafasında bir anda beliren bu düşünce kendisine gülmesine neden oldu. Merlin’in kazanı, geçirdikleri bir yılı tek günde unutabilmişti Kurtis, neden hala düşünüyordu ki onu? Engel olamıyordu, kafasından atamıyordu. O an bir şişe ateş viskisine neler vermezdi ki… Şömine yaralı vücudunu iyice ısıtırken gözlerinin kapanmasına izin verdi.

Kapı… Kapı! Gözleri bir anda, aynı odanın kapısı gibi açıldı. Hızla doğrulup hala elinde olan asasını kapıya çevirdi. Sonra bir an hala uyuyup uyumadığını sorguladı. Gelen Kurtis’ti. Asasını indirirken nefesini yatıştırmaya çalıştı. Sonra geldiğinden beri yapmaktan kaçtığı şeyi yaptı. Adamın gözlerine dikti kendininkilerini ve bir süre öylece baktı.

Kurtis’in yüzünün yarısı şömineden yayılan ışıkla aydınlanıyor, diğer yarısı ise karanlıkta kalıyordu. “Döneceğini düşünmemiştim.” Gözleri hala adamdaydı. Daha fazla kavga etmek istemiyordu, büyük ihtimalle onu son kez görüşüydü zaten. Farklı hayatları vardı artık, Kurtis bir daha İngiltere’ye dönmeyebilirdi, Elisabeth belki ölüp gidebilirdi. Bağırmanın, kızmanın ne anlamı vardı ki?

“Bu seni son kez görüşüm, değil mi? Eğer birkaç gün sonra ölmesem bile…” Susup yutkundu, düşüncelerini bu şekilde dile getirmek garip bir şekilde buruk bir his bırakıyordu. Derin bir nefes aldı ve gözlerini adamdan ayırıp şömineye döndü. “En azından düzgün bir şekilde veda etmeliyiz.” O ana kadar ağzından çıkan en zor şey buydu. Kurtis’e döndü, Başıyla yanındaki boş yeri işaret etti. “Belki bunu istemek fazla olacak ama… Neden birkaç dakikalığına oturmuyorsun?”

_________________
Back to top
Kurtis Jay Thornell
Baş Seherbaz
Baş Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 166
RP Yaşı: 33

PostPosted: Fri 30 Dec - 00:16 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

Şehvet yuvası olarak kullanılması beklenen odaya tekrar girdi Leigh. O da bunun için kullanmıştı aslında bir anlamda. Kendisiyle hiçbir alakası olmayan bu adamları yalnızca sevdiği kadın için öldürmüştü, ona zarar verdikleri için parmaklarını koparmıştı. İntikam hırsı, Elisabeth'e duyduğu şehvetin küçük bir yansımasıydı yalnızca. Ama bunu kabul etmek, üzerine bir de masum, sevecen hale çevirmek bunca olay ve zamandan sonra kolay değildi onun için. Bu yüzden düşüncelerini geldikleri yere itip odada Elisabeth'i gördüğü anda yüzüne sert bir ifade yerleştirdi. 


“Döneceğini düşünmemiştim.” Leigh ona bakmadan bir şeyler mırıldandı. Ne dediğini kendi bile duymamıştı ama kadına hak verdiğini ifade eden kelimeler kullanmıştı. Fazla iletişimde bulunma taraftarı değildi, işini halledip sadece yok olacaktı. Ama yerdeki kan lekeleri silinmişti, bunu gördüğünde Leigh gitmeye hazırlanıyordu. Ama Elisabeth'in sözleri onu durdurdu.


“Bu seni son kez görüşüm, değil mi? Eğer birkaç gün sonra ölmesem bile… En azından düzgün bir şekilde veda etmeliyiz. Belki bunu istemek fazla olacak ama… Neden birkaç dakikalığına oturmuyorsun?” Leigh kadının ölümüyle ilgili düşüncelerini kendine saklayarak biraz önce parmaklarını kopardığı adamın oturduğu yere bıraktı kendini. Kadının birkaç aya kalmadan öleceği gün gibi ortadaydı. Autrectrustan -ne klasik bir isimdi bu- olmaya ya da kahinler gibi geleceği görmeye ihtiyacı yoktu bunu bilmek için. Peki onun ölümünü söyleyebildiği kadar rahat karşılayabilecek miydi? Asıl önemli olan konu buydu belki de, bunun cevabını verebilmek... Bu konuda emin olamıyordu. Elisabeth yaşarken belirsizlik hakimdi, kafasında sürekli bir yeri işgal ediyordu; acaba öldü mü, şimdi nerededir? Ama ölürse, nerede olduğunu, daha doğrusu nerede ve nasıl tehlikelerle karşı karşıya olmadığını, acı çekmediğini bilecekti. Bu da bir çeşit huzurdu Leigh için. Bu düşünceler bambaşka bir fikir uyandırmıştı kafasında. Belki de işkence görmesini engellemek Leigh'nin göreviydi. Bu şekilde Elisabeth acı çekmeyecekti.


Üzerine düşündükçe kendini daha fazla inandırmaya başlamıştı buna. Yüzüne kararlı bir ifade gelip yerleştiğinde asasını kaldırarak Elisabeth'e doğrulttu. Birazdan ikisini birden huzura kavuşturacaktı. Zihninden lanetli sözleri geçirdi: "Avada..." Ancak bir anda rüyadan uyanmışçasına silkinerek şaşkınlıkla doğrulttuğu asaya ve kadına baktı. İyice kafayı yemişti. İki kişi birden olmak ağır geliyordu, asıl kimliğini, nasıl biri olduğunu unutmuştu. Bir süre görünümü sarışın ve esmer adam arasında gidip geldi. Kim olmak istediğini bilmiyordu, hiçkimse olmak istiyordu belki de.
_________________
Back to top
Elisabeth R. Blackburn
Seherbaz
Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 169
RP Yaşı: 30
Sihirsel Soy: Melez
Lakap: Ell, Rox

PostPosted: Fri 30 Dec - 18:34 (2011)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

Kapıdan çıkmak üzere olan adamın, söylediği sözler üzerine geri dönüşünü izledi sessizce. Kadının yanına, koltuğa oturmak yerine bir süre önce şu kanlı manzaranın yaşandığı köşeye attı kendini. Kurtis’in yüzü sertti, onun düşündüklerini anlamak zordu Elizabeth için. Aralarındaki bu gerginliğin yok olacağından emin olamıyordu, bunca olaydan sonra her şeyin eski haline dönmesini de bekleyemezdi zaten. Umudu, Kurtis’le son bir kez düzgünce konuşabilmekti. Adamın soğukluğuna ve ifadesine aldırmıyordu, aklını sürekli meşgul eden düşüncelerini saklamasının bir nedeni de kalmamıştı artık.

O sırada adamın asasını çıkarıp kendine doğrultmasıyla olduğu yerde kalakaldı, Kurtis’in bu kararlılıkla ne yapmaya çalıştığını düşünmekten korkuyordu Elisabeth. Yine de hala elinde tuttuğu asasını kaldırmadı, sadece derin bir nefes alıp bekledi. Gözleri çatık kaşlarının altında hüzünle dolmuştu.

Fakat Kurtis asayı indirdi, kararlı bakışları artık şaşkınlıkla doluydu. Ell tuttuğu nefesini bıraktı, adamın bu aklı karışmış haline bir anlam vermeye çalıştı. Saçları şömine ışığının altında bir sarıya bir siyaha çalarken Elisabeth bunun suçlusunun kendisi olduğunu fark etti. Bunun gibi diğer her şeyin suçlusu da kendisiydi. Kurtis’in hayatını alt üst etmişti…

Şömineye döndü ve asasıyla alevin altındaki odunlarla oynamaya başladı. Elinin her hareketiyle alev güçlenip zayıflıyor, oda bir aydınlanıp bir kararıyordu. Kurtis’in önceleri nasıl olduğunu düşündü, adamın eskiden daha mutlu olduğunu görmemek imkansızdı. Kendini de düşündüğünde üzerlerinde bir lanet olabileceği geldi aklına. Andrew'un ölümü pek çok şeyi değiştirmişti. Gözlerinin önündeki alev gibi canlıydı Elisabeth önceleri. Andrew'un yokluğunun tüm enerjisini çeken büyük bir karadeliğe dönüşmesine izin vermişti, inkar edemezdi.

Bir anda kendini onlar için feda eden adama, Andrew'a ihanet ettiği geldi aklına. O, Ell'in bu şekilde kendini aşağı sürüklemesini istemezdi. Elisabeth, bununla da kalmamış yanında başkalarını da dibi görünmeyen kara kuyuya çekmişti. Gözleri yerde oturan Kurtis'e kayarken derin bir nefes aldı, bunları o an fark ediyor oluşu belki de kendisini ışığa çekmenin vaktinin geldiğini gösteriyordu.

"Buraya gelirken senin başını belaya sokma gibi bir niyetim yoktu, seni sadece görevimi sağ sağlim tamamlayabilirsem görecektim. Ödül mekanizması."
Yeni yetme küçük bir kız gibi utangaçça sırıttığında ateşe döndü. "Öldürüleceğimi düşünüyorsun, ben bile bunu düşündüğümü inkar edemem. Ama bu işin geri dönüşü yok." Kararlı bir şekilde oturduğu yerden kalktı, masanın üzerinde duran gümüş madalyonu alıp kendini Kurtis'in yanına bıraktı. Eski günlerdeki gibi hissetmek istiyordu, kaygısız ve meraklı; önündeki zor bulmacayı çözmek için sonu gelmeyen bir hırsa sahip olmak... Ancak son zamanlarda tek hissedebildiği korkuydu, kendi ve çevresindekilerin hayatı için... Bir kenara bırakması gereken bir şey daha bulmuştu işte.

"Bu adamlarla savaşmam gerek, ölecek olsam bile." Her zaman ölüm Elisabeth için hayatının bir parçası olmuştu, o an bir tık daha yakındı belki de ancak hiçbir zaman hayatını ele geçirmesine izin vermediği korkunun hayatının merkezine oturmuş olması da sinirine dokunuyordu. "Senden benimle savaşmanı bekleyemem, zaten bunu istemiyorum da. Yaptıkların için sana minnettarım." Elindeki madalyona dikti gözlerini, ince işlenmiş ağacın üzerinde parmaklarını gezdirdi. "Sana bunu söylemeyecektim ama madem son konuşmamız ve öleceğimden bu kadar eminiz..." Madalyonu avcunun içine bastırıp elini yere dayadı ve yanındaki adama döndü. "Londra'ya geri dön. Oslo'nun soğuğu sana yaramamış." Sırıttı. Aslında söylemek istediği bu değildi. Onu ne kadar istediğini, gittiğinden beri hiç bir zaman aklından çıkmadığını, onu ne kadar özlediğini anlatmak istemişti. "Yüzünde garip bir ifadeyle asanı doğrulttun, anlamadım. Sormayacağım, cevabı bilmek istemeyeceğime eminim."

Kısa bir an önüne döndü, biraz da olsa aklını saran kara perde biraz da olsa açılmıştı. Daha iyi hissediyordu. Belki de stres fazla gelmişti ve aklını kaçırıyordu. Fakat o andan sonra pek de umurunda değildi bu. Başını kaldırdı ve ani bir hareketle adamın dudaklarına uzandı,kısa bir öpücükten sonra uzaklaşıp ayağa kalktı. "İçimde kalmasın," dedi. Kesinlikle aklını kaçırıyordu. Kendi kendine gülümseyip masaya ilerledi, madalyonu masadaki yığının yanına bırakırken bir an önce işe koyulması gerektiği geçiyordu aklından. Böylesi daha iyi olmuştu; kederli bir ayrılık o an ihtiyacı olan son şeydi çünkü.

_________________
Back to top
Kurtis Jay Thornell
Baş Seherbaz
Baş Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 166
RP Yaşı: 33

PostPosted: Sat 31 Jan - 16:34 (2015)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

Saçı tekrar siyaha sabitlenip tekrar Leigh görünümüne büründüğünde kafasında düşüncelerini de biraz daha sabitleyebildiğini düşünüyordu. Ta ki Elisabeth konuşmaya başlayana kadar. "Buraya gelirken senin başını belaya sokma gibi bir niyetim yoktu, seni sadece görevimi sağ salim tamamlayabilirsem görecektim. Ödül mekanizması." Alaycı gözlerini kadına çevirdi. Ölmemesi kendisine yeterince ödül olmayacakmış gibi. "Öldürüleceğimi düşünüyorsun, ben bile bunu düşündüğümü inkar edemem. Ama bu işin geri dönüşü yok." Bu işin peşini bırakmayacaktı. O adamlar da onun. Neden bu anlamsız konuşmayı dinlediğini bilmiyordu Leigh, onun hayatını da boşuna kurtarmıştı zaten. "Bu adamlarla savaşmam gerek, ölecek olsam bile. Senden benimle savaşmanı bekleyemem, zaten bunu istemiyorum da. Yaptıkların için sana minnettarım. Sana bunu söylemeyecektim ama madem son konuşmamız ve öleceğimden bu kadar eminiz... Londra'ya geri dön. Oslo'nun soğuğu sana yaramamış." Kadının sırıtmasına hiçbir tepki vermedi. Aklını kaçıran sadece kendisi değildi. Elisabeth mantıklı olanı göremiyor gibi konuşuyordu. Ama cevap vermeden önce devam etmesine izin verdi. "Yüzünde garip bir ifadeyle asanı doğrulttun, anlamadım. Sormayacağım, cevabı bilmek istemeyeceğime eminim." Kadın ona uzanıp öptüğünde de yine hareketsiz kaldı. Bunun ona bir şey ifade etmesi gerekirdi. Daha birkaç ay önce arzuladığı kadın, hayatından endişe ettiği kadın onu öpmüştü ancak bu öpücük Leigh için dudağına temas eden herhangi bir dudaktan farksızdı.  "İçimde kalmasın." Kadının ardından ayağa kalktı. Tek kelime etmeden oradan çekip gitmek ve bir daha onun yüzünü görmek istemiyordu. Nasıl bu hale geldiğini bilmiyordu, muhtemelen Leigh hala koruma içgüdüsünü kaybetmemişti ama geri kalan her şey o çocuğun ve annesinin katlinden sonra birer birer silinmişti. "Bu Oslo değil Leigh ve onun seninle hiçbir alakası yok." Söyledikleri tamamen doğru değildi ama dürüstlük Leigh'nin hiçbir zaman en iyi erdemi değildi ve olmayacaktı da. 

"Seni öldürmek için asamı sana doğrulttum. Benim burada başkalarına yaptıklarıma maruz kalman gerekmesin diye. Ama bunun kararını verecek olan ben değilim. Ölmüş olmayı dileyerek geçireceğin günler geçti sanacağın saatlere hazırlıklı olmanı öneririm. Umarım o zaman da madalyonun buna değdiğini düşünürsün." Yavaş adımlarla kapıya yürüdü. Gözleri oyulan ardından derisi yüzülen Elisabeth'in görüntüsü gözlerinin önüne oturmuştu. Kadının çığlıklarını kulağında duyabiliyordu.
 

_________________
Back to top
Elisabeth R. Blackburn
Seherbaz
Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 169
RP Yaşı: 30
Sihirsel Soy: Melez
Lakap: Ell, Rox

PostPosted: Sat 31 Jan - 19:23 (2015)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

"Bu Oslo değil, Leigh ve onun seninle hiçbir alakası yok." Kaşları hafifçe çatılırken bunu tahmin ettiğini itiraf etti kendine. Kurtis değişmişti ve bunun tek suçlusu kendisi değildi. "Seni öldürmek için asamı sana doğrulttum." Çatılan kaşları ışık hızıyla alnında havalandı Ell'in. Adamın sözlerine bir yapboz parçası gibi oturan asasını doğrulttuğundaki ifadesini hatırladı. "Benim burada başkalarına yaptıklarıma maruz kalman gerekmesin diye. Ama bunun kararını verecek olan ben değilim. Ölmüş olmayı dileyerek geçireceğin günler geçti sanacağın saatlere hazırlıklı olmanı öneririm. Umarım o zaman da madalyonun buna değdiğini düşünürsün."

Neyle karşı karşıya olduğunu çok iyi biliyordu; gördüğü tüm o ölümlerden sonra daha hafifini beklemezdi zaten. O an adamın sözleri değildi onun boğazına yumruyu tıkayan. "Leigh'ye kaybettin ha? Milescurus'un ailene yaptığı onca şeyden sonra..." Sustu. Bunu Kurtis'le hiç konuşmamıştı, dosyasında ailesiyle ilgili okuduklarını. Nedense o güne kadar Kurtis'in ailesine olanlardan sonra seherbaz olmak istediğini düşünmüştü kendi kendine. "Bundan sonra karşı taraflardayız demek... Bunu görecek kadar yaşayamayacak olmam güzel."

_________________
Back to top
Kurtis Jay Thornell
Baş Seherbaz
Baş Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 166
RP Yaşı: 33

PostPosted: Sat 31 Jan - 20:03 (2015)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

"Leigh'ye kaybettin ha? Milescurus'un ailene yaptığı onca şeyden sonra..." Kapıyı açmadan durdu. Elbette biliyordu, bakanlıkta hiçbir şey gizli kalmazdı. Geçmişi düşündü, sekiz yaşındaki halini. O zaman olanlara anlam verememişti. Birkaç yıl sonra içinde oluşan nefreti hatırlıyordu. Milescurus'a büyük bir darbe vurmayı kafasına koymuştu. Şu anda ise kendi de ailesine yapılanları başkasına yapıyordu. Elisabeth bir noktada haklıydı. Bunların kafasından çıkmasına izin vermişti. Milescurus'u düşürmek uğruna onlardan biri olmuştu. Bu da Kurtis's dönüşememesinin nedenlerinden biriydi, eski kişiliğine dönerse muhtemelen St.Mungo'dan çıkamayacak duruma gelirdi. "Bundan sonra karşı taraflardayız demek... Bunu görecek kadar yaşayamayacak olmam güzel." Arkasını dönerek kadına baktı. Yüzünden ne hissettiğini anlamaya çalışıyordu ancak bu kızgınlık mıydı yoksa üzüntü müydü emin olamıyordu. Her iki durumda da Leigh'nin yapabileceği bir şey yoktu. "Karşı ya da aynı tarafta değiliz, hiçbir zaman da olmadık. Öyle olsaydı şu an zaten yaşamıyor olurdun." Tekrar arkasını döndü. Kapıyı ardından sertçe kapatarak kaldığı odaya cisimlendi.
_________________
Back to top
Elisabeth R. Blackburn
Seherbaz
Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 169
RP Yaşı: 30
Sihirsel Soy: Melez
Lakap: Ell, Rox

PostPosted: Sat 31 Jan - 21:10 (2015)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

"Karşı ya da aynı tarafta değiliz, hiçbir zaman da olmadık. Öyle olsaydı şu an zaten yaşamıyor olurdun." Bu sözler içini rahatlatmış mıydı? Karşı tarafta olmamaları belki; ancak aynı tarafta da değillerdi. Adam odayı terk ederken bunun hakkında daha fazla düşünmeme kararı aldı. Ne de olsa onu bir daha görmeyecekti, yolları ayrılmıştı.

Saçlarını toplayıp pelerininin cebinden çıkardığı gözlükleri taktı. Daha önce başladığı müzedeki odanın duvarındaki yazının çevirisine devam etmeliydi. Fazla vakti yoktu çözmek için; Autrectrus kadının yolunu gözlüyor olmalıydı. Tüy kalemi siyah mürekkebe batırırken Walter'ın verdiği büyü defterine bakmayı kafasına yazdı; üst düzey, bir kısmının Walter'ın yarattığı büyüler içeren bir defterdi ve Autrectrus'a karşı tek şansı olabilirdi. El, adamın defteri verdiği zamandan beri çalışıyordu, yine de çözemediği birkaç büyü vardı ve hayatını kurtarabilecek her büyüye ihtiyacı olacaktı.

Gözlükleri çıkarıp şakaklarını ovuşturdu. Gerçekten ölecek miydi Kurtis'in söylediği gibi? Boş bir parşömen çıkardı, üst kısmına Ghislaine yazdı. Kendi peşinden kız kardeşinin de bu işe bulaşmasını istemiyordu, onu hayatta yalnız bırakacağını biliyordu; belki de kadının ölümden bu kadar korkmasının sebebi de buydu. Walter... Ona Ghislaine konusunda güvenebilirdi. Boş bir parşömen daha çıkardı.

Mektuplarla işi bittiğinde omuzlarındaki ağırlığın biraz daha azaldığını fark etti. Pelerininin cebinden aradığı tozu bulup şömineye serpti. Alevler büyüyüp yeşil renge bürünürken elinin tersiyle gözlerini sildi. "Caput Draconis" dedi mektupları şömineye atarken. Ateş mektupları istediği yere ilettikten sonra tekrar eski haline döndü.

Çevirdiği rünik yazıyı ve çevirisine yardımcı olan kitabı aldı ve bağdaş kurarak koltuğa oturdu. Birkaç harf daha çevirdiğinde elindeki tüy kalemi bıraktı. Glittertind? Dağ? Odada gördüğü duvar resmini hatırladı. Altınla bezeli bir dağ, dokuz kapı ve ortasında asayı andıran sembolik bir mızrak... Ayağa fırladı. "Harita... Harita!" Gözlüğü suratından masaya fırlatırken koltuktan asasını kaptı. Pelerini sırtına geçirip cebine ihtiyacı olan her şeyi doldurdu. Kapının koluna uzandığı sırada kapı kadını yerinden sıçratarak birden açıldı. 

_________________


Last edited by Elisabeth R. Blackburn on Sun 1 Feb - 00:34 (2015); edited 1 time in total
Back to top
Kurtis Jay Thornell
Baş Seherbaz
Baş Seherbaz

Offline

Joined: 17 Jul 2011
Posts: 166
RP Yaşı: 33

PostPosted: Sun 1 Feb - 00:17 (2015)    Post subject: Sorgu... Reply with quote

Odaya döndüğünde kafasında hala Elisabeth'in söyledikleri vardı. Nefreti büyüyerek kendi yaptıklarını görmesini engellemişti. Onları düşünürken annesinin yüzü geldi gözlerinin önüne. Kendi görünümünü tamamen değiştirmeden önce ona benziyordu. Gözleri onunkiler gibi yeşildi. Şu anki soğuk mavi gözleriyle hiçbir bağlantısı yoktu. Onları öldüren katil de muhtemelen onun gibi mat gözlere sahipti. Hiçbir tedirginlik göstermeden öldüren laneti yapmıştı. Onu bulma arzusu içini kaplamaya başladığında daha fazla odasında kalıp ailesini düşünmeye devam edemeyeceğini fark etti. Kafasını dağıtmak için Milescurusların toplandığı bara cisimlendi.

Tahmin ettiği gibi sürekli orada takılan grup yine toplanmış hararetli şekilde konuşuyorlardı. Leigh kendisine bir bira alıp yanlarına gitti. O gece için plan yapıyorlardı. "...Evet İngiliz olan. Neden burada olduğunu bilen yok ama kırmızı pelerinlilerin onun peşinde olduğunu duydum." Kimden bahsettikleri hakkındaki şüphelerini gidermek için biraz daha dikkatli dinlemeye koyuldu. "Onların bir seherbazla ne işi olurki? Varlıkları hakkında bile kesin bilgi yok bizim içinse hem gece eğlencesi hem de biraz antrenman olur." Elisabeth'ti bahsettikleri, bundan şüphesi kalmamıştı. Ancak planlarının ne olduğunu tam olarak öğrenmek istiyordu. "Daha önce iki seherbazı öldürdüler, bu da onunla ilgili bir şeydir muhtemelen." Carmen ve Andrew'dan bahsediyor olmalıydılar, bu grup o konuda dikkatsiz davranmıştı anlaşılan. "23 sene önce olan olayın o sırada muhtemelen bebek olan bir seherbazla ne alakası olacak gerizekalı, saçmalıyorsun." Leigh yanılmıştı, Andrew ve Carmen değildi bahsettikleri. O olayın ne olduğunu anlayabilmek için yanındakine dönüp sormak üzereydi ancak bir yandan da ortada dönen konuşmayı kaçırmak istemiyordu. "Onların işi olmaz o kadınla, biz gidip alalım eğleniriz.", "Ben o işe karışmam, kırmızı pelerinlilerle başım derde girsin istemiyorum." Bunlara benzer birçok konuşma ortamı sarmıştı. Ne olursa olsun Elisabeth'i o odadan çıkarıp daha güvenli bir yere götürmesi gerektiğini biliyordu. Oradan ayrılıp gitmek üzereydi ki tanıdık bir isim onu olduğu yere kenetledi.

"... olmasın, Crilleyleri o yüzden ortadan kaldırdılar, açığa çıkmak istemiyorlar." Bunu söyleyen adamı görmeye çalıştı ancak sigara dumanı ve kalabalık kimin söylediğini ayırt etmesini zorlaştırıyordu. Yanında gördüğü ilk adamı çekti sertçe. "Crilleylerin Milescurus'un işi olduğunu sanıyordum. Londra'da bununla böbürlenen sağlam adamlar var." Karşısındaki adam alkol kokuyordu, Leigh'nin sözleri üzerine bir kahkaha patlattı. "Gizli kalmak isteyen birinin çıkıp da olayı üstlenmesini beklemiyordun herhalde."

Öğrendiği bu yeni bilgi -doğruluğunu sorgulasa da- kafasında birçok soru işaretine sebep olmuştu. Ailesi hakkında bildiği tek şeyin de yanlış olabileceği gerçeği ve o bilgiye dayanarak yaptığı onca şey göğsüne büyük bir ağırlık gibi çökmüştü. Hızla kendisini o kalabalıktan çıkarıp Elisabeth'in kaldığı yere cisimlendi. Kapıyı açtığında Elisabeth'le burun buruna gelmek onu şaşırtsa da yapması gereken daha önemli şeyler vardı. Konuşmadan kadını kolundan tuttuğu gibi kendi dairesine cisimlendi.


(devamı: http://hogwartsperon934.webrpg.info/t270-Oda.htm )

_________________
Back to top
Contenu Sponsorisé






PostPosted: Today at 15:38 (2018)    Post subject: Sorgu...

Back to top
Display posts from previous:   
Post new topic   Reply to topic    Peron 9 3/4 Forum Index -> Diğer Büyücü Yaşam Alanları -> Oslo All times are GMT + 2 Hours
Page 1 of 1

 
Jump to:  

Index | Administration Panel | Create own forum | Free support forum | Free forums directory | Report a violation | Conditions générales d'utilisation
HalloweenOclock © theme by larme d'ange 2006
Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group